Avrupa'da Populizm Rüzgarı ve AB'nin Geleceği

Avrupa'da Populizm Rüzgarı ve AB'nin Geleceği

Son yıllarda dünyayı saran popülizm rüzgârı siyasetin belirleyici unsurlarından biri olarak literatürde de geniş yer bulmaya başladı. Latin Amerika’da, özellikle Arjantin, Bolivya, Brezilya ve Venezüella gibi ülkelerde sol partilerin birbiri ardına seçimleri kazanmasıyla, “müesses nizamı” savunan elitlere karşı geniş halk kitlelerini yanına alan yeni bir siyasi hareketin de temelleri atılmış oldu. 1980’li yıllardaki neoliberal ekonomik dönüşüme tepki olarak ortaya çıkan bu hareketin ortak paydası adil bir dağıtım politikası, kapitalizm karşıtlığı ve halkın refah düzeyinin artırılmasıydı. Dolayısıyla ekonomik krizin derinden etkilediği bu ülkelerde sol partilerin parlamento ve başkanlık seçimlerinde başarı sağlamaları, sol popülizm olarak tanımlanan hareketin Latin Amerika’yla özdeşleşmesini beraberinde getirdi.

Her ne kadar Latin Amerika’da popülist sol liderlerin etkisi son yıllarda azalmaya başlasa da aynı dönemde Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) etkisinin farklı bir şekilde hissedilmeye başlandığına tanıklık ediyoruz. Avrupa’da çok sayıda ülkede yerel ve genel seçimlerde etkisini artırmaya başlayan aşırı sağ partilerin yanı sıra, Mayıs 2016’da Avusturya’da ve Nisan 2017’de Fransa’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağa mensup popülist adayların ilk turda ana akım parti adaylarını yarış dışına itmeleri, durumun ciddiyetini gözler önüne serdi. İngiltere’de 23 Haziran 2016’da düzenlenen ve Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararıyla sonuçlanan referandum Avrupa’da esen popülizmin rüzgarının bir diğer sonucu olarak karşımıza çıktı.

Yazının devamını okumak için aşağıdaki görsele tıklayınız...